Makale

  • Patron ve Kurumsallaşmak İkilemi - (2458 defa okundu )

    blog

    Şirketler ERP süreçlerine girer, çıkar. Ofisler büyütülür, genişletilir, serbest kıyafet kaldırılır, herkes takım elbise pozisyonu alır. Altyapı yatırımları, üstyapı yatırımları yapılır, kurumsal yöneticiler başa gelir. Danışmanlar gelir ve yöneticilerle, çalışanlarla görüşür.  

    Tüm bu süreçler patron tarafından finanse edilir ve kurumsallaşma kararı da esasında patronun kararıdır.  

    Ancak gereken kurumsallık bir türlü sağlanamaz.  

    Bir şey eksiktir ama ne?

    İş hayatındaysanız mutlaka yaşamışsınızdır. Ciroları artan şirketlerin, büyük müşteriler yakalayan şirketlerin ikinci adımıdır bu.  

    İlginçtir,  

    •ERP süreçlerine giren şirketlerin %77’si, bu altyapıyı işin %50’sinden fazlasına yayamıyor.  

    •ERP sürecine başlayan şirketlerin sadece %4’ünde şirketin ve süreçlerin tamamı sistematik hale gelebiliyor.  

    •ERP projelerinin %25’inde “Bu sistem bize uymadı” denilerek eski düzene geri dönülüyor.  

    Peki şirketlerndeki bu kurumsallık yanılgısı, bu kadar harcanan emek ve çöpe giden yatırımın kaynağı ne?  

    Tek bir nedene bağlamak mantıksız ama Patron faktörünün üstünde durmak gerek.   Kurumsallaşma ya da sistematik hale gelmek üzere yapılan projelerde patron en masum olan kişidir. Öyle ya harcanan para onun parasıdır, öyle ya o herkesten çok istemektedir şirketinin kurumsallaşmasını. Başarısızlık durumunda en çok söylenen odur, hatta faturayı birilerine kesen de esip gürleyen de odur.  

    Katili buldunuz. Kurumsallaşmanın ve sistematik hale gelmenin katili patrondur.  

    Başarılı iş adamı, lider ve yönetici vasıflarını taşıyan patronları tenzih ediyorum, çok iyi liderler de var aralarında, bu yazdıklarım genel itibarla yaşanan ve şahit olunanlardır.  

    Şimdi dilerseniz işin psikolojik, ekonomik, kültürel ve sosyolojik açılarından bakalım. Bir patron , kendi şirketine neden zarar verir?  

    Patronlar şirketlerini, kendilerinin de çalıştığı veya hissedarı olduğu bir tüzel kişilik olarak görmez, kendilerine ait bir mal olarak görür.  

    Şirketin kasası, patronun kesesidir, şirketin mali gücünü kendi gücü sayar (Zanneder). Yeni Türk Ticaret Kanunu bunun önüne geçmeye çalışan önemli bir unsur olacak.  

    Şirkette bir sistemin, bir altyapının, kısacası şirketin kendi şahsiyetinin ve kararlarının olmasını “görünürde” ister ama aslında diğer taraftan kendi “tek patronluğunun, son sözü söyleme gücü”nün de elinden gitmesini istemez.  

    Patronlar şirketlerinin “yönetebileceği kadar büyümesini” ister. Yani sözel olarak ne diyor olursa olsun, aslında “Küçük olsun benim olsun” zihniyetini kırmak oldukça zordur.  

    Belki garip gelecek fakat, kendi işini kurmuş ve yönetmiş kişiler, yani amiyane tabirle “Patronlar”, olur da işleri kötü giderse ve bir şirkette çalışmaya karar verirse çok zorlanır, kolay kolay da çalışamaz.  

    Çünkü kendi şirketlerinde bir çalışan gibi tek bir konuda uzmanlaşmamışlardır, her şeyi biraz biraz biliyorlardır, finanstan anlarlar ama finans müdürünün getirdiği raporu anlayacak kadar, satıştan anlarlar ancak sadece satışların düşük olduğunu anlayacak kadar. Hele bir de yıllar geçip, yıllarca türlü sorunlarla, dertlerle uğraşa uğraşa, özel yeteneklerinin üstü örtülüverir.  

    Daha da garibi, patronlara yönelik bir analizde patronların %93’ü, eğer kendisinin aynısı gibi bir çalışanı olsa “derhal kovacağını” söyler.  

    Eğer bu yazıyı okuyan kişi olarak işveren / patron / şirket sahibi iseniz bu soruyu mutlaka kendinize sorun. Kendinizin aynından bir çalışanınız olsa, onu şirketinizde tutar mısınız, ona zam mı yaparsınız? Yoksa anında gönderir misiniz?  

     

    Alıntıdır...


  •